Reklam
ŞAİR RABİA BARIŞ İLE RÖPORTAJ
Harika UFUK - HARİKA UFUKLAR

Harika UFUK - HARİKA UFUKLAR

  • Google Plus
  • LinkedIn

ŞAİR RABİA BARIŞ İLE RÖPORTAJ

15 Şubat 2019 - 06:40

 

 

Değerli arkadaşım Rabia Barış sanıyorum 2004 yılından beri edebiyat ortamlarından, internetten ve İlesam üyesi olarak birbirimizden haberdardık. 2012 yılının martında da Ankara’da İlesam kongresinde karşılaşmak nasip oldu. Şiir; öyle sihirli bir güçtür ki mıknatıstan daha kuvvetli bir çekime sahiptir. Şiir; bir gönülden diğer gönle kurulan en sağlam köprüdür bana göre… İşte şiir bizi tanıştırdı, gönlümden gönlünüze köprü oldu. Sanki kırk yıllık dost gibi sarıldık. Mesafelerin önemi yok. Biz hep yakınız kurduğumuz şiir dostluğu sayesinde… Nasılsınız? Bu aralar uğraşlarınız hangi noktada acaba? Bilgi alabilir miyim?

Evet, sevgili şairem, biz şair olarak birbirimizi ismen uzun zamandır tanıyoruz ama söylediğin gibi ilk karşılaşmamız İLESAM’da oldu. Sosyal medya aracılığıyla da birbirimizi daha yakından tanıdık ve birbirimize daha kolay ulaştık. Bir arkadaşımla ortak yaptığımız kadın şairler antolojimizde yer alman beni ayrıca mutlu etti. Böylece şair akrabalığımız başladı. Umarım bu güzel yakınlığımız sonsuza dek devam eder.

İnşallah Rabia Hanım, dilerim ki ölene dek sürsün bu şiir dostluğumuz… İlesam dışında üyesi olduğunuz dernekler var mıdır?

İLESAM, MESAM üyesi ve Emirdağlılar Vakfı yönetim kurulu üyesiyim.

 

Ben sizi tanıyorum. Ancak okurlarımızdan tanımayanlar olabilir. Rabia Barış kimdir? Ailesi şiirle ilgilenmesine başlardan beri sıcak baktı mı yoksa karşı mı çıktı? Kaç evladı vardır? Şiirle ilgili olan aile üyesi var mıdır?

Ben, çetin bir kış günü 1949 yılında Afyonkarahisar’ın Emirdağ İlçesinde 10 Şubatta dünyaya merhaba dedim. Ailenin en büyük çocuğuyum. O yıllarda bulunduğumuz bölgede yalnızca bir ortaokul vardı ve babam beni karma olduğu için o okula göndermedi. Ben sonradan açıktan okuyarak tahsilimi tamamladım. Merhum babam emekli Kuran Kursu öğretmeni Hafız İbrahim Köken, annem Neslihan Köken… Beş kız, üç oğlan olmak üzere sekiz kardeşiz. Ben şiir yazmaya küçük yaşta başladım. Bizde ağıtlar, türküler ve de ilahiler pek meşhurdu. Hele ki Yunus’un şiirleri beni benden alır götürürdü. Bunlar beni yürekten etkiledi. “Şair olunmaz şair doğulur.” derler ya işte öyle. İçimdeki duygular kültürümüzün de etkisiyle böyle ortaya çıkmış oldu. Şair bir kardeşim var; Ahmet Köken. Oldukça güçlü şiirleri var. Edebiyata yatkın bir aileyiz.

“Sabret deli yüreğim dertte olsa da başın,

Gözünü yumduğunda biter dünya telaşın.”

 

Sevgili arkadaşım, başarılarınızın devamını diliyorum. Yeni bir ödül var sanırım bu günlerde… Bizi bilgilendirir misiniz?

Şiir yarışmalarından aldığım çok sayıda ödülüm var. En son aldığım ödül Eskişehir Odunpazarı Belediyesinin Öğretmenler günü için hazırladığı yarışmada ÖĞRETMEN şiirim ile Kasım 2018 de aldığım birincilik ödülü oldu. Kısa bir süre önce Ekim 2018’de Eskişehir Sanat Derneği’nin verdiği 10. sanat ödülü. Bu ödül, Rabia Barış’ın Dilinden Yunus Emre’ye Şiirler isimli kitabım ve Yunus üzerine çalışmalarımdan dolayı bana layık görüldü. Bu zarif ödül beni çok onurlandırdı. Bununla beraber aldığım ödül sayısı toplam altmış oldu. Şiire verdiğim emekten dolayı aldığım diğer bir ödülüm 2014 yılında Eskişehir ESAB Derneği Şiirin Sultanına Şiire Hizmet Ödülünü layık görmüştü. Bu tarz ödüller şairin çalışmalarını takdir edip onun ruhunu okşayan iltifatlar. Emeği geçenlere nezaketlerinden dolayı bir kez daha şükranlarımı sunarım.

YUNUS DERİM

 

Gariplik çöktü sineme,

Eğer başımı, başımı.

Aşk girdi gönül haneme,

Döker yaşımı, yaşımı.

 

Ne efkâra bir sözüm var,

Ne rüzgâra bir sazım var,

Gece gündüz avazım var,

Döker yaşımı, yaşımı.

 

Gel yanıma gönüldaşım,

Hüzünlü akar gözyaşım,

Efkâr benim arkadaşım,

Döker yaşımı, yaşımı.

 

Bir sevda ki sardı beni,

Can evimden vurdu beni,

Bir mürşide verdi beni,

Döker yaşımı, yaşımı.

 

Yunus derim, hikmet derim,

Ey Yunus’um medet derim,

Yoksun diye derbederim,

Döker yaşımı, yaşımı.

 

Yunus Emre sadece şairlerin değil, herkesin gönlünde çok özel yere sahiptir. Ne güzel böyle bir yarışmada ödül almak… Sizi yürekten kutluyorum.
Sevgili arkadaşım Rabia Barış, sizce şiir nedir?

Bana şiir nedir derseniz, aşk derim, sevda derim, gözyaşı, hüzün derim zaman zaman da mutluluk derim. Şiirden aldığım hazzı hiçbir şeyden alamam. Şiir benim için su gibi, hayat gibi bir şeydir, olmazsa olmazımdır. Yazıp bırakmam şiirlerimin üzerinde çok çalışırım. Son dönemlerde konulu şiir kitapları yazıyorum. Yani bir konu hakkında yazdığım şiirlerimi kitaplaştırıyorum. Böyle hazırladığım ve basılmayı bekleyen çok sayıda çalışmam var. Bu konulu çalışmalarımdan dördü yayımlandı. Rabia Barış’ın Dilinden Yunus Emre’ye Şiirler, Türk Dünyası Ülkem Kızlarına Güzellemeler ve Eskişehir Sevda Şehir adlı kitaplarım Eskişehir Valiliği ve Türk Dünyası Birliği yayınlarından çıktı. Çocukların Şiir Dünyası adlı kitabım Tunç Yayınlarından ve son olarak 2018 yılında Aşkın Adı Yunus Emre adlı kitabım da Yason Yayınlarından yayımlandı. Bunlarla beraber Çile Çiçeği, Gurbet Akşamları ve Gönülden Damlalar çeşitli konuları bir arada sunan diğer kitaplarım. Yani 5 tanesi konulu ve 3 tanesi genel olmak üzere basılmış toplam 8 adet kitabım bulunuyor.

ŞİİR

Latiftir, zariftir dilde hoş durur,

Sevgidir kaynağı, yürektir yeri.

Taş gibi yüreği sular coşturur,

İlhamdır kaynağı, yürektir yeri.

 

Onsuz aşk bağının gülü derilmez,

O olmadan sevgi sözü serilmez,

Bu güzel sanata değer biçilmez,

İlhamdır kaynağı, yürektir yeri.

 

İncidir, mercandır, dürdür danesi,

Onunla mesrurdur gönül hanesi,

Mısra mısra sevgi açar sinesi,

İlhamdır kaynağı, yürektir yeri.

 

Durağı gönüldür otağ sorulmaz,

Bir kaynarsa taşmayınca durulmaz,

Tutmayan toprağa bina kurulmaz,

İlhamdır kaynağı yürektir yeri.

 

Bu sevdanın şiir derler adına,

Yaralı gönüller düşer yâdına,

Dizelerin doyum olmaz tadına,

İlhamdır kaynağı, yürektir yeri.

 

Rabia’yım dertli söyler yazarım,

Mısralardır sevgi dolu pazarım,

Dizeleri süsler aşkı nazarım,

İlhamdır kaynağı, yürektir sesi.

 

Sevgili Rabia Barış, şiirin hayatınızdaki yerinden söz eder misiniz?

Benim uğraşım gece gündüz okumak ve yazmak. Şiir duyguların ışığında gelir, bana da kaleme almak düşer. Bir nevi şiire, edebiyata âşık bir şair diyebilirsin. Yorulmadan, usanmadan bulduğum her vakitte şiirle haşır neşir olmak beni mutlu eder. Zaman zaman çalışma tempoma bakıp kızlarım abarttığımı söylerler. Ben şiirden uzak kaldığımda mutsuz olurum. Yazmak, benim hayatım; binlerce şiirim, yüzlerce yazım, yüzlerce basıma hazır kitabım var.

 

Daha nicelerine temennisi ile sizi candan tebrik ediyorum. Şiir ilhamla mı yoksa “Ben bugün şu konuda şiir yazayım.” düşüncesiyle mi yazılır?

Şiir ilhamla yazılır. Hadi ben bir şiir yazayım demekle şiir yazılmaz. Şair kendini şiire hazırlar, duygularını harekete geçirir, ilham zaten yanı başında hazırdır. Şiir, yüreğin deli coşkusudur. İki insan bir dağı seyretse aynı duyguları paylaşsa şair olan ilhamla buluşunca dağa olan muhabbetini şiirle dile getirir, duygusunu ve muhabbetini mısralara dökerek anlatır. Diğer insan dağın güzelliğini güzel 

anlatabilir ancak şiirleştirip mısralara dökemez. Şairlik Allah tarafından bahşedilmiş özel bir yetenektir. Yetenek yoksa şiir yoktur, isteseniz de bir mısra yazamazsınız. Marifet iltifata tâbidir diye bir söz vardır, hakkını vererek kişiyi takdir etmek güzeldir. Lüzumsuz övgülerse yeteneği sekteye uğratabilir. Kişi, şair olmadan olduğunu zanneder ve daha yolun başında övgülere yenik düşer.

İLHAM

İlhamı gönlümde ağırlamazsam,

Kırılır göç eder can otağımdan.

Giderken sevgiyle uğurlamazsam,

Hemen uzaklaşır sevgi bağımdan.

 

Gelince alırım hoş bir nefesle,

İnciler dizerim nağmeyle sesle,

Sunarım dilimi altın kafesle,

Kurtarır ruhumu kul batağından.

 

Yıllar var ki benim yol arkadaşım,

He mi arkadaşım he mi sırdaşım,

İlhamla olunca her dem hoş başım,

Beraber geçeriz yâr sokağından.

 

Ruhum dara düşse tutar elimi,

Parmağıma sıkıştırır kalemi,

Onunla yenerim derdi elemi,

Gül sunar gönlüme gül dudağından.

 

Çok uzun bekletmez çalar kapımı,

Bereketle sunar gönül hapımı,

Kurmuş söz üstüne kafa yapımı,

Dil balı toplarız gönül dağından.

 

Şair olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

Şair olmasaydım iyi bir edebiyat hocası olmak isterdim. Ancak bizim zamanımızda bulunduğumuz ilçede genelde kızlar okutulmazdı, parmakla gösterilecek kadar az sayıdaydı lise eğitimi alan kızlar. Bu yüzden büyükleri okusun diyen kızlar okuyabildi. Benimse okumayı isteme hakkım bile yoktu. Bizde büyükler ne derse o olurdu. Ben erken denilecek bir yaşta evlendim. Eşimi de erken kaybettim. Üç çocuğumun okuması için elimden geleni yaptım. Emeğim boşa gitmedi çok şükür. Ben de sonradan yarım kalan eğitimime devam ettim ve açık lise olarak tamamladım.

 

Eserlerinizden hangisi, hangi bakımdan sizin yanınızda daha değerlidir?

Eserlerim çocuklarım gibi benim için. Her biri ayrı bir kıymette, sekiz adet basılmış kitabım var. Bir de sizin içinde yer aldığınız kadın şairlere yönelik başka bir arkadaşla hazırladığımız antolojim var. Yukarıda bahsettiğim gibi altmış adet şiir ödülüm, yetmiş civarında içinde yer aldığım antoloji ve farklı kitaplar var. Şu ana kadar on beş şiirim besteyle buluştu. Turan Saka, Azerin, Reşit Muhtar, Erdoğan Tozoğlu gibi bestekârlarımıza teşekkür ediyorum. Bunların içinde “Çanakkale Geçilmez” adlı şiirimin ayrı bir yeri var bende. Azerin tarafından bestelendi ve çok kabul gördü. Pek çok kez seslendirildi. Bunları dinlemek isteyen Youtube’ta rahatlıkla bulabilir. Ayrıca pek çok arkadaş tarafından çeşitli şiirlerim seslendirildi. Yeri gelmişken onlara da ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum.

 

Şiir yazarken çevrenizden destek gördünüz mü?

Pek çok şair gibi ben de destek gördüm diyemeyeceğim. Şairlerin kaderidir gönlünce takdir görememek. Ben gurbete küçük yaşta çıktım 1966’da Eskişehir’e gelin geldim. O zamanlar gurbet hatırı sayılır hasretti. Yaşım on yediydi ve şairliğime gurbetin tesiri oldu. O sıralar çokça gurbet şiirleri yazdım. Şiir yazarken çevremden destek görmedim ben. Çevremde hiç şair yoktu, etrafımda olanlar şiirden pek anlamazdı. Ben kendi iç dünyamı şiire dökerek mutlu olurdum. Şiir benim için bir aşk, beni avutan iyi bir arkadaştı. İlham geldikçe şiirlerimi kaleme alıyordum. Bu arada 1971 ve 1980 yılları arasında üç evladım oldu. 1974’te aziz İstanbul’a taşındım ve orası beni daha bir şair yaptı. 1984 yılında eşimi kaybettim. Ben de çocuklarımı alıp tekrar Eskişehir’e döndüm. Üç çocuğum da üniversite okudu ve güzel mesleklere sahibi oldular. Yedi torunum var. Allah ailemize bağışlasın her biri birbirinden tatlı ve akıllı çocuklar, bahtları açık olsun.

 

Eşinize Allah’tan rahmet diliyorum. Ne mutlu size evlatlarınızı tek başınıza okutup meslek sahibi yapmışsınız. Allah evlatlarınızın, torunlarınızın güzel günlerini görmeyi nasip etsin. Afyonkarahisarlısınız ama yıllardır Eskişehir’de yaşıyorsunuz. Ben de bu ile hayranım. Yıllar önce görmüştüm ama bir saatlik kısacık bir uğraktı sanıyorum. Hafızamdan Porsuk Çayı hariç gerisi silinmiş. Zaten bir şehri tanımak kolay değil. En az üç gün kalacaksınız ki görülecek önemli yerlerin bir kısmını görebilesiniz. “Eskişehir, nasıl bir şehirdir?”desem nasıl anlatırdınız bu müstesna ilimizi?

Eskişehir üç belediyesi olan modern ve özel bir şehirdir. Medeni, bakımlı, kavgasız, gürültüsüz, sakin ama gelişmiş, kendine has, hoş bir şehir. Tarihle bugünü iç içe yaşayan müstesna bir il. Anlatmak kelimelere sığmaz, gelip gezmek, görmek lazım. Ayrıca üniversiteler şehri ve sanat şehri Eskişehir. Sakarya’nın doğduğu yer, Yunus Emre’nin, Nasrettin Hoca’nın Battal Gazi’nin gelip geçtiği topraklar. Merkezin estetiği, parkların güzelliği, Odunpazarı evleri, kültürel ve sanatsal faaliyetleri, tarihsel motifleri, müzeleri anlatmakla bitmez. Ben bir şair olarak Eskişehir’e olan duygularımı 2013 yılında yayınlanan Eskişehir Sevda Şehir isimli kitabımda dile getirdim. İstersen kitabımdan bir şiirle Eskişehir’i anlatmaya çalışayım.

ESKİŞEHİR

Bir dünya kentisin Anadolu’mda,

Kucakla dünyayı sar Eskişehir.

Geçiş kavşağısın demir yolunda,

Yükünü raylara vur Eskişehir.

 

Ünlü kaplıcalar şifa kaynağın,

Her türlü milletten vardır oymağın,

Kardeşçe yaşamak balın kaymağın,

Sevdayı sineye vur Eskişehir.

 

Sen ki şehriyarsın can Eskişehir,

Tam orta yerinde edalı nehir,

Yunusla büyüdü sevgimiz zahir,

Erenler kapısı sır Eskişehir.

 

Ada sahilinde kayıklar yüzer,

Yediler boyunda güzeller gezer,

İç ana doluyu sevgisi bezer,

Bugün yeşil Porsuk mor Eskişehir…

 

Seyit Battal gazi cengâver yiğit,

Şeyh Edebali’den tarihi öğüt,

Osmanlı ocağı Bilecik Söğüt,

Yüreğin koyunda sur Eskişehir…

 

Şahinler uçuşur semalarında,

Suyun sırrı vardır şifalarında,

Büyükler haz verir dualarında,

Seven gönüllere yar Eskişehir.

 

Sultan önü derler sancağı vardır,

Tekkesi, türbesi, beyliği vardır,

Tarihi kar beyaz vuslatı yardır,

Dünyalar durdukça dur Eskişehir.

 

Dünyalar durdukça dur Eskişehir.” Dizenizi bir dua olarak ben de bütün yüreğimle tekrarlıyorum. Eskişehir de, Adana da ve özetle bütün illerimiz, ilçelerimiz, köylerimiz de dünya durdukça dursun. Vatanımıza, milletimize, bayrağımıza ve cumhuriyetimize de aynı duayla sevgilerimi gönderiyorum. Bize sizi çok mutlu eden ya da çok üzüldüğünüz bir anınızı anlatır mısınız?

En çok üzüldüğüm ve en çok sevindiğim anımı aynı olayın içinde yaşadım. Rabbime şükürler olsun sabırla geldik bu günlere. Yıl 1970’ti ve ben dört yıllık evli olduğum halde çocuğum yoktu. Doktorum bana çocuk sahibi olamayacağımı söyledi, anne olamayacağım için çok üzüldüm. O zamanlar çocuk ailenin olmazsa olmazıydı. Çocuğu olmayan gelin makbul sayılmazdı. O günlerin üzüntüsüyle çocuk üzerine, çocuk özlemi üzerine pek çok şiir yazmıştım. Tam bu sıralarda birkaç ay sonra hamile olduğumu öğrendiğim o anki sevincimi kelimelerle ifade edemem. Allah’ın verdiğini kimse veremez insana, doktor çok şaşırdı: “Biz aciz, Allah kâdir!” dedi. Hayalim gerçek oldu, anne olmak bambaşka bir duygu.

YAVRUM

Uçsun kelebekler, açsın çiçekler,

Bayrağım yerlere inmesin yavrum,

Mecâlsiz dedeler, taze bebekler,

Barut kokusundan sinmesin yavrum.

 

Düşman, dişlisinin dönmesin çarkı,

Girmesin yurduma uçağı, tankı,

Hür ezan sesiyle çınlasın yankı,

Omuza esaret binmesin yavrum.

 

Elinde mektubu bir gelin ağlar,

Titreyen sesini tellere bağlar,

Gözyaşı bir nehir sel olup çağlar,

Dillerde dualar dinmesin yavrum.

 

Özgür dolaşalım toprağımızda,

Güneş endam etsin yaprağımızda,

Pınarlar çağlasın ayağımızda,

İstiklâl güneşi sönmesin yavrum.

 

Erat nöbet tutar elinde silah,

Seferde Mehmet’e yardımcı İlah,

Hakk’a teslim olan bulacak felah,

Canlar yansın vatan yanmasın yavrum.

 

Savaş dedikleri bir tür cehennem,

Her soluk alışın yanımda annem,

Seccade üstünde ak saçlı ninem,

Umutlar acıya dönmesin yavrum…

 

Yüreğinize sağlık. Evlat sevgisi bambaşkadır. Anne olmanın hazzı hiçbir şeyde yok derdim ama torun sahibi olmak bir başka tatlıymış meğer…

BENİ

Aynalar anlatır tendeki beni,
Yüreğim söyletir bendeki beni,
Beni ben eyleyen bir yar var bende,
Var da var yönetir bendeki beni...

Rabia Barış

Demişsiniz bir şiirinizde… Tasavvufla aranız nasıldır?

Ben inançlı, itikatı güçlü bir insanım. Bu özelliğimi aileden aldım. Yukarıda bahsettiğim gibi merhum babam kuran kursu öğretmeni idi bize imanın ve güzel ahlakın doğrularını öğretti; biz de öğrendiğimizle bir ömür amel ettik. Yalandan, haramdan, hileden, insanları aldatmaktan hep uzak durduk, imanı özümüzde sözümüzle harmanlayıp tasavvuf ehli bir şair oldum elhamdülillah. Benim şiirlerimin pek çoğu tasavvufla ilgilidir, bazı şair arkadaşlarım tasavvuf şiirlerinde daha başarılı olduğumu söylerler. Sevgili Peygamberimiz için bir GÜL- bir Naat-bir de MANZUM beyitler olmak üzere üç dosya hazırladım. Bir dosya da “münacat”ım var bunların yanında “ilahi” formatında iki dosyam basıma hazır beklemekte. Yunus Emre için iki kitabım basıldı üçüncüsü yolda… İlerleyen yıllarda o da okuyucuyla buluşacak inşallah. Mevlana hazretleri için bir hazırlığım var adı: “AŞK-I MEVLANA” Bu eserim önümüzdeki yıllarda basılabilir. Saymakla bitmez benim çalışmalarım şiir yazmaya gurbet ve tasavvuf şiirleri yazarak başladım şimdi ne arasan var. Her tarzda şiir yazabiliyorum, şükürler olsun Rabbime yüreğime verdiği coşkuyu dilimde dûr edip kaleme kâğıda döküyorum.

MEVLANA GİBİ YANMAK

Aşığa bir şems gerek, Maşuk’a bir Mevlana,

Ney sesi neyi söyler, inlerken yana yana.

 

Bir elin göğe açar, bir eli yere doğru.

Hak’tan aldığın saçar ve döner yâre doğru.

 

Mevlana semahtadır, ruhu göğe yükselir.

Şems arar gönül gözü, yükselir de yükselir.

 

O ki bir Allah dostu, Allah’a giden yolda.

Eşiğe serer postu, kusur aramaz kulda.

 

Mevlana bilge insan, derin, derinden derin.

Onda nur, onda ihsan, derin düşün, gör derin.

 

Bir elin göğe açar, bir eli yere doğru.

Hak’tan aldığın saçar ve döner yâre doğru…

 

Mahlas kullanıyor musunuz? Bu mahlası size kim ve nasıl verdi? Hikâyesi nedir?

Mahlasım Rabia Sultan’dır. Bu mahlas bana Bekir Sıtkı Erdoğan tarafından verilmiştir. Bu mahlas işi çok enteresan… Ben bir zamanlar İstanbul’a çok gidiyordum müsait olduğum zamanlar mutlaka büyük şairlerimiz Feyzi Halıcı ve Bekir Sıtkı Erdoğan hocamı ziyaret ederdim rahmetli hocamız konuşmayı çok severdi o saatlerce konuşur ben pür dikkat dinlerdim. Kimi zaman burada yat sabah muhabbete kaldığımız yerden devam edelim derdi, hâlbuki konuşan o dinleyen bendim hocam hoş sohbetti, kendisini dinletiyordu. Benim şiiri aruzla yazmamı çok istedi ama ben pek üstünde durmadım. Rahmetli her defasında çocukluğundan alıp bulunduğu güne kadar bütün hayatını anlatırdı. Bir defasında şiirden bahsederken bana “Mahlas kullanıyor musun?” diye sordu, ben de “Kullanmak istedim ama beğeneceğim bir mahlas olmadı.” dedim. “O halde sana bir mahlas verelim.” dedi. “Memnun olurum.” dedim. “Bundan böyle senin mahlasın ‘Rabia Sultan’ kabul mü?” dedi. “Çok sevindim.” dedim. “Peki, bu mahlası benim verdiğimi nereden bilecekler?” dedi. Ben de “Sizin verdiğinizi söylerim.” dedim. “Yok, öyle olmaz. Dünya ölümlü, bunu şahitlendirmem lazım.” dedi. “Nasıl olacak?” dedim. “Şöyle olacak.” dedi ve eline kendi kitaplarından birini aldı. “Bir Yağmur Başladı” isimli kitabına bana verdiği mahlası yazdı ve imzalayarak takdim etti. Ayrıca bu kitaba sıkı sıkı sahip olmamı söyledi. Ben teşekkür edip kitabı aldım ve bana ait olan bir kitabımı da hocama imzalayıp hocama takdim ettim, hocam kitabı eline aldı evirdi çevirdi başını sallayıp yüzüme baktı “Bak Rabia Sultan, ben seni şair kabul ettim de sen beni etmedin.” dedi. “Estağfurullah hocam nasıl olur?” “Nasıl olacak kitabı bana Hocam diye imzaladın, ben kendimi şair diye takdim ediyorum, Hoca çok herkes hoca, şair az! Hadi say desen şairleri bir çırpıda sayarım. Onun için şair diye imzalayacaktın.” dedi, ben çok utandım. Bekir Hocamla böyle zamanlarımız oldu. Mekânı cennet olsun.

 

Basılı eserleriniz hakkında bilgi alabilir miyim?

İlk kitabım Çile Çiçeği 1997 yılında okuyucuyla buluştu. O güne kadar çok şiir yazdım bir kitabımın olmasını çok istedim ancak yıllar yılları kovaladı. Kitap bastırmaya karar verdiğimde şiir adına çileli yollardan geçtiğimi düşünerek bu kitabıma ÇİLE ÇİÇEĞİ ismini verdim böylece bir kitap sahibi oldum şair için kitabın hazzı bambaşka bir şey. Bu kitabım Osmangazi Üniversitesi ETAM Matbaasında basıldı.

Gurbet Akşamlarında isimli ikinci kitabım 2005 yılında bastırdım malum şiir hız kesmiyor o sıralar Antalya’dan bir davet aldım. “Yeni kitabı olanlar getirsinler Avrupa’ya kitap göndereceğiz.” dediler. Ben de bu bahaneyle yeni bir kitap bastırayım dedim Gurbet Akşamları kitabım bu vesileyle on gün içinde yazılmış şiirlerimden toparlayıp Özdemir ofsette bastırmış oldum. Bu kitabımla Kayseri’de ANSAM’ın açtığı kitap yarışmasından ödül aldım.

Gönülden Damlalar adlı kitabıma gelince bunun öyküsü de çok enteresandır 2013 yılında NAAT şiirimle İstanbul’dan hatırı sayılır bir yerden birincilik ödülü aldım. Bir gün sonra da Feyzi Halıcı hocamın ziyaretine gittim, sevgili Bahar hanım bizi memnuniyetle misafir ediyordu biz de onun misafirperverliğinden memnun kalıp ziyaretimizi yapıyorduk. Rahmetli hocamız İstanbul’a ne sebeple yolumun düştüğünü sordu. Ben de “Ödül almaya geldim.” dedim. “Getir bakalım ödül aldığın şiiri oku hak etmiş misin bir görelim!” dedi, ben şiiri okudum çok beğendiler, ödül olarak ne verdiler diye sordu Feyzi hocam ben de plaketi gösterdim bu mu dedi evet dedim olmaz böyle dedi bu şiirin ödülü büyük olmalıydı. Ben hocam birinci olması benim için yeterli dedim hocam olmaz dedi bu şiirin ödülü benden deyip bir miktar para koydu şiirin üstüne ben olmaz desem de oldu. “Hocam madem gönlünüzden böyle koptu ben bu ödülle kitap bastırayım.” dedim ve karar vermiş oldum bir o kadar da ben koydum üstüne böylece Gönülden Damlalar isimli kitabımı okuyucuyla buluşturdum. Allah razı olsun Feyzi hocamdan, yattığı yer nur olsun maddi manevi yardımını çok gördüm her görüştüğümüzde “Gelecek vaat ediyorsun iyi bir şair olacaksın.” diye güzel iltifatlar edip beni yüreklendirdi. Çağrı dergisinin daimi yazarlarından oldum. Mekânı cennet olsun.

Diğer üç kitabıma gelince 2013 yılında Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti oldu o günlerde Türk dünyası Ajansı, pek çok yazarın kitaplarını bastı bende herkes gibi ajansa üç kitap dosyası verdim ve bir yıl boyunca bekledim. Nihayet bir yılın sonunda o günkü Valimiz Güngör Azim Tuna ile bizzat görüştüm onun verdiği direktifle nihayet bize de sıra geldi 2014 yılında üç kitabım birden basıldı. Bu kitaplar: Rabia Barış’ın Dilinden Yunus Emre’ye Şiirler, Eskişehir Sevda Şehir, Türk Dünyası Ülkem Kızlarına Güzellemeler… Her yazar gibi kitaplarımın Eskişehir Türk Dünyası ajansından çıkması beni çok mutlu etti. Emeği geçenlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

Çocukların Şiir Dünyası bu kitabım 2016 yılında Tunç yayıncılıktan çıktı renkli resimli cıvıl cıvıl güzel bir kitap oldu. Bununla beraber yedi kitabım oldu. Çocukların Şiir Dünyası isimli kitabımın ilk aşamasını yeğenim Dr. Rıza Duru yaptı her bir şiiri konusuna göre resimlerle süsledi. Çocukların Şiir Dünyası gönlümce güzel bir kitap oldu.

Son olarak bu sene 2018’de Aşkın Adı Yunus Emre isimli kitabımı bastırdım o da Yason yayınlarından çıktı. Kısa bir süre önce Ekim 2018’de Eskişehir Sanat Derneği’nin adıma verdiği 10. Sanat Ödülü vesilesiyle bastırmış oldum. Bu ödülü Rabia Barış’ın Dilinden Yunus Emre’ye Şiirler isimli kitabım ve Yunus üzerine şiir çalışmalarımdan dolayı şahsıma verildi. Ben de gördüğüm takdiri hak etme adına elimde hazır olan şiirlerimi kitaplaştırdım. Ulu Yunus Emre’mize bir nebze de borcumu ödemek adına mutluyum.

 

Hakkınızda tezler hazırlandığını biliyorum. Bunlardan biraz söz eder misiniz?

2003, 2007, 2012 ve 2014 yıllarında, Prof. Dr. Halil Buttanrı’nın danışmanlığında Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden dört lisans öğrencisi hayatım, sanatım ve eserlerim konulu dört adet lisans bitirme tezi hazırlamışlardır.

 

Sizce şairlere gereken önem veriliyor mu?

Bence şaire gereken değer verilmiyor ülkemizde. Devletten de, milletten de şairlere yeterince destek yok. Şairler dernekler, dergiler ve internet aracılığı ile seslerini kendi kendilerine duyurmaya çalışıyorlar. Bana göre her şehirde yaşayan şairlerin şiirlerini devlet değerlendirmeli, her ilde yaşayan şairler için yayınladığı dergiler olmalı, Kültür Bakanlığının bünyesinde şairler için birimler olmalı, şairin kolayca varabileceği devlet kapısı olmalı. Şairlik öylesine bir şey değil, yüce Allah’ın bir lütfu bence. Mesela beş kişi seçiyoruz bize şiir yazın, size şu kadar maaş, bu kadar ödül verelim deseler zor iş, yetenek olmadan şiir olmaz. Kişi şairse kuru ekmek yer, şiirini yazar hem de en hasından. Bakmaz geliri gideri var mıdır diye. Şairin işi toplumda görevini yerine getirmektir.

 

Harika Ufuk” adı size ne çağrıştırıyor?

Harika Ufuk, harika bir isim, harika bir insan. Bu ismi duyduğumda çok beğenmiştim. Sonra bu güzel ismin sahibiyle şiir akrabası olduk. Gönülden gönüle bir köprü kurduk. Eğitimci, yazar, şair, gazeteci on parmağında on marifet olan değerli şairem, harika ufuklu arkadaşım Harika Ufuk’a başarılarının devamını diliyorum.

 

Çok teşekkür ederim. Arada bir güzel sözler duymak istiyor insan… Okurlarımıza ve şiir yazmaya hevesli gençlere bir mesajınız var mı?

Okurlarımıza çok çok okumalarını tavsiye ederim. Söz dağarcığı okuyarak zenginleşir. Şiir yazan gençlerimize tavsiyelerime gelince; şair olmak isteyenler yılmamalı, olumsuzluktan korkmamalı, şiire sahip çıkan yok diye, bu işte para yok diye düşünüp uzaklaşmamalı. Emek vermeden yemek olmaz. Her emeğin karşılığı bir gün sahibine döner. Bir de edebiyatta dürüst olmak çok önemli, edebiyat adaptan, edepten gelmekte. Edebiyatla uğraşan kimseler örnek kimseler olmalı etrafına. Bazen yarışmalarda ahbap çavuş ilişkisiyle hak etmeden verilen ödüller edebiyatın özüne hiç yakışmıyor. Edebiyatın güzelliğine gölge düşürüyor. Bana göre edebi güzelliklerle uğraşan kimselerin inceliklere çok dikkat etmesi lazım. Hak yemenin azı da çoğu da aynıdır. Bugün az yapan yarın çok yapar. İntihaller, hazıra konmalar vb. keşke böyle şeyler olmasa, hep doğruluk hep güzellikler olsa.

 

Çok teşekkür ederim. Başarılarınız daim olsun.

Ben teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğin için. Allah kolaylıklar versin, yolun, ufkun açık olsun arkadaşım...

 

Harika Ufuk

2019 Ocak

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar