Reklam
FRANSIZ KALMAK
İsmet SAYAR - YAŞADIKÇA

İsmet SAYAR - YAŞADIKÇA

FRANSIZ KALMAK

25 Kasım 2018 - 16:36

Fransa'dan Türkiye'ye temelli dönüş yaptığım zamanlar, Devletimizin yurtdışı görevlerde bol kepçe verdiği maaşlarımdan artırıp, bankada vadeli hesabıma yatmış dünya kadar Fransız Frank'ım olmuştu.

Fransız Frankının yıllık getirisi yüzde ondu!

O zamanlar Bomba Uzmanlarımızı birlikte yönettiğimiz devre arkadaşım da İngiltere'den dönmüş, onun da çuval dolusu İngiliz Sterlini olmuştu...

Parasal yönden keyfimiz tıkırdı. Bankaların verdiği yıllık faiz miktarı, devletin bize verdiği yıllık maaş toplamından fazlaydı. Maddi açıdan, devletimizin önümüze açtığı imkânlarla, artık para ve maaş düşünmez olmuştuk. Kafamız rahat, geleceğimiz garanti altında, daha bir şevkle bize bu nimetleri veren devletimize dört elle sarılıp, görevlerimizi kimseden korkmadan çekinmeden yapacak bir ruh haline bürünmüştük.

Türkiye'ye dönmeden önce, yirmi bin Alman Markı'mı da sıfır kilometre bir araba almak için ayırmıştım.

O zamanlar ülkemizde Tofaş ve Renault fabrikaları, yine şimdi olduğu gibi, montaj arabalar üretirlerdi.

Mazot motorlu arabayı yalnızca Renault ürettiği için, 19.600 Mark'ımı bozdurmuş, Renault 9 marka, dizel, ülkemizde montajı yapılan en pahalı arabayı satın almıştım.

Mazot ucuzdu. Neredeyse benzinin yarı fiyatı sayılırdı. Deposunu sudan ucuz denilebilecek bir parayla doldurdum mu, bir ay bana yetiyordu. Bir depo mazotlu araba, bir depo benzinli arabadan yüzde elli daha uzun yol alırdı.

Örnek bir vatandaş olma çabam olduğundan veya Fransızların etkisinden kalmış olmaktan ileri gelse gerek, arabamın taşıt pulunu ilk günden yatırır, sigortasını yaptırırdım.

1988 yılında devletimiz şimdiki gibi bilişim teknolojilerine sahip değildi. Hemen hemen bilgisayar kullanımı hiç yoktu. Telefonla iletişim de bu kadar yaygınlaşmamıştı.

Taşıt pulu parasını yalnızca PTT şubelerine gider, ip gibi dizilmiş kuyruklarda sabırla bekler, sıramız gelince yatırır, elimize verdikleri bir makbuzla, iki, üç ay içinde, sık sık parasını yatırdığımız PTT şubesine giderek sorar, taşıt pulumuz gelince alır, arabamızın ön camına da yapıştırırdık.

Devletimizin bizlerden alacağı vergiler konusunda çok hassastım. Son güne kesinlikle bırakmaz, illa da ilk günlerden gider, vergimi öderdim.

VERGİ AFFEDİLMEZ!

1990 yılında şark görevi için Elazığ iline gitmiştim.

Gazete okumak bende hastalık haline geldiğinden, alır, okur, başka arkadaşlarım başka gazeteler almışsa onlara da mutlaka en ince detaylarına kadar bakardım.

Gazeteler her zaman televizyonlara göre daha derinlemesine bilgiler verirler...

Bir gün elime geçen Milliyet Gazetesini aldım, okumaya başladım. İkinci sayfasını çevirince, vergilerle ilgili bir haber gördüm.

"Devlet vergi borçlarını ödemeyen mükelleflerin hem cezasını hem de faizini affetti," diye bir haber gözüme ilişti.

O günlerde enflasyon yüzde ellilerde veya biraz daha fazlaydı...

Gazetenin yazdığına göre, devletimiz vergisini yatırmayanların ceza ödemelerini ve üzerine işlenen faizleri affediyor, üstelik de enflasyondan dolayı belli bir miktarın altında kalan vergilerin anaparalarını da almaktan vazgeçiyordu.

Anaparasını almaktan vazgeçtiği vergilerin içinde, üç yıl ve daha öncesi arabalarının taşıt pulu parasını yatırmayanlar da vardı!

Üzerime buz gibi soğuk sular döküldüğünü hissettim. Devlet beni ve benim gibileri salak, aptal yerine koyuyor, kötü niyetli vatandaşları da bir nevi ödüllendiriyordu.

Fransa'da da aynı uygulama vardı ama orada o zamanlar 15 gün içinde vergisini yatırmayana kallavi bir ceza, daha sonraki 15 gün içinde de yatırmayana da icra yoluyla tahsil uygulanıyor ve hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmıyordu. O yüzden, parası olup da vergisini ödememek gibi bir durum orada kimselerin aklının ucundan bile geçmez, geçemezdi.

Allah affederdi, Fransız maliyesi affetmezdi!

"Devlet almasını bilmiyorsa, vergi vermek salaklıktır. Bugünden itibaren, devlete arabamın taşıt pulunu ödemeyeceğim. Cezasıyla birlikte beni icraya verdiği gün de, gidip maliyecilerin gözlerinden öpeceğim," diye karar aldım.

O yıldan itibaren de arabamın taşıt pulunu bir daha yatırmadım.

Sarı renkli o arabamı 21 yıl kullandım, hiç taşıt pulu vergisini ödemedim. Bir Tanrının kulu çıkıp da, "Arabanızın vergisini ödememişsiniz, şu anaparası, şu cezası, şunlar da gecikme faizi," demedi...

O arabamı gariban bir polis memuruna ücretsiz verdim.

"Tek yapacağın şey, ödenmemiş vergilerini yatırmak, al senin olsun," dedim.

Son üç yılın vergi ve cezalarını, araba epeyce de yaşlanmış olduğundan, komik bir para ödeyerek temizledi, "Müdürüm Allah sizden razı olsun, sizin bana yaptığınız iyiliği şimdiye kadar babam yapmadı," dedi, keyifle arabayı üzerine aldı...

Adalet duygusu, normal insanların içinde yer alan çok önemli temel duygulardandır.

Yapılan böyle adaletsiz uygulamalar, normal vatandaşlarımızı da doğru yoldan çıkartıp atıyordu...

Bakalım Fransızların, Amerikalıların vergi sistemi gibi bir düzeni bizimkiler ne zaman uygulamaya koyacaklardı... 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar